19 Ocak 2009

Uzay Heparı Sonsuza...

90'lar önemli. evet. 90'larla ilgili milyon tane şey söyleyebilirim. biri çıkar ordan 80'leri savunur 90'lara karşı. savunsun. umrumda değil. trt'den kalma kafa sallamalı erkan oyunları oynarız karşılıklı. arguman yeteneğim gökçek'inden de kötü zira.

ah kaptan severler, eve doğru seyirtirken radyoda kadınım şarkısını duydum, Tanju Okan'lıyı değil, Levent Yüksel'liyi. ama levent yüksel yerine ses rengini tanımadığım bir adam yırtına yırtına söylüyordu. sordum sarı gugıl'a, yüksek sadakat dedi. uzay heparı için kendi çaplarında saygı albümü yapmışlar. ha bana kalsa uzay heparıya yapılmış saygısızlık olarak nitelendiririm. sen onların çaplarına ulaşabilir misin bre deyyus desen sana da iki tokat nakşederim.

Adem olan anlar şarkısı seda yavuz & DJ Funky tarafından bi şeyler yapılmış. söylenmiş, yorumlanmış falan demeye dilim varmadı. iki scratch yaptım DJ oldum, iki x attım clubber oldum konusuna da bir ara değineceğim.

Sertab erener'in sevgiliye göre dünya görüşü, kılık kıyafet değiştirmesi gözümde su yüzüne çıktığından beri sertabı da sevmem. önyargılı yaklaşmıyorum ama "bu gece son"? bence elini eteğini çeksin albüm malbüm işlerinden. evinin vejeteryanı olsun.

albümün tümünü dinlemeye sabrım kalmadı. gittim mars volta - the widow dinledim. Levent Yükselsiz bir uzay heparı saygı albümü LPG takılmış ferrari gibi olmuş. yazık lan.

burak kut'un kınalı bebek yorumunu varmış bi de. sil onu çabuk sil dediler. merak ettim dinleyeceğim. bir daha buraya yazı falan yazmazsam üzüntüden verem olup öldüğüme kanaat getirebilirsiniz.

Sözüm sana Sezen Aksu! bu kadar sevdiğin bir insan için yapılan bu albüme müdahale edemedin mi? off.

21 Aralık 2008

5 yıl önce 10 yıl sonra

kaptan severler? biliyorum ordasınız, iki üç yazmadık diye kaybolmazsınız. (buraya en işlevselinden smiley gelecek)

bu ara Minil'le senkronize duygu dalgalanmaları yaşıyoruz. bi gün çok mutluyken diğer gün tamamen kafamız kumun içine gömülü yaşıyoruz derken yaşlanınca ne olacağımız konusu gündeme geldi ki kaçınılmazdı. insan mutsuzluklarının geleceğe ne kadar yansıyacağının sağlamasını yapmak istiyor sonuçta. velhasıl benim Minil için bi yaşlılık öngörüm yok. o bu yaşında olgun olmaya başladığı için yaşlılığı konusunda endişelerim var. ancak kendisinin yaşlı kaptana uygun gördüğü üç durum var;

1- sırtında çantası bir g(b)ezgin.
2-bir kaç kere evlenmiş boşanmış, kocasız, iki oğluyla makara yapan cool kadın. (ya da ben öyle hatırlamak istiyorum)
3-hiç evlenmemiş ama daldan dala konan cool kadın (ya da cool kadın olma isteğim tavan yaptığı için böyle hatırlıyorum)

gördüğünüz gibi gelecek planlarımda ve beni tanıyan bilen bir çok insanın kafasındaki gelecekte manitalara ebedi bir yer yok. onların ebedi istirahat yeri belli ahahaha.

arayı açmayın e mi?

14 Eylül 2008

ilk gün

blog aleminin bir klişesi de "uzun zamandır blogla ilgilenemedim, özür dilerim"ciliktir. yapmıycam ben bunu. blog benim, niye sizden ya da blogtan özür diliyorum ki? bu modern hayat adına yapılan tüm samimiyetsizliklere karşıyım!

neyse benim anlatacağım bu değildi.

Minil yarın okula başlıyor. minil dediğime bakmayın, ilkokula başlayacak küçüklükte değil. üniversiteye başlayacak kadar küçük olması benim dünyamın ne kadar yaşlı olduğunun bir kanıtıdır.

üniversiteye başladığım ilk gündü. şaşkındım, tek binalı lisemden sonra üniversite büyük gelmişti. bir de puanla giriyoruz ya, seçilmiş insanlar olacaktı falan. seçilmişten kastım da bi bilgi birikimi olan insanlar. sınıfa bi girdim benim bir avuç deniz manzarasına sahip lisemden beter. şehir dışından gelen ve vay anasını okula bak be diyen benim gibi bir sürü tip. aşağılama babında kullanmıyorum, hakkaten büyük hayalkırıklığına uğramıştım. hadi olayı biraz dramatize edip size şöyle bi cümle kurayım; "hayalkırıkları etime batıyordu".

evet birbirimizi tanıyalım diyen ilk hocayla birlikte hayalkırıklığı dozu yükseldi. boş derste de fıkra anlatıp, yanık sesli bi arkadaşımızdan şarkı dinlersek de bundan sonra hiç şaşırmayacaktım. velhasıl bir ay sonra dize kopya yazan etekli kızlar da türedi. (bu arada t-box kopya çorabı çıkarmış, ingilizce düzensiz fiileri çorabın dizin üstüne gelen kısmına yazmışlar hahajsdskdajk).

vize zamanı "ya 3 vize bi final ne çok de mi arkadaşlar hangi birine çalışıcaz" diyen inekleri de görünce yere çömeşip kafamı ellerim arasına aldım. yamanmışsın DEÜ!

minil, bu satırları yalnız olmadığını hatırlatmak için yazdım, yarın zor bi gün olacak...

09 Eylül 2008

artık Ankaralı oldum!

Evet evet yanlış duymadınız sevgili kaptanseverler,

Çeyrek asırlık ahir ömrünü İzmir mikrofaşisti olarak geçiren ben artık Ankaralı oldum.

geçenlerde duraktan binmek üzere olduğum otobüse doğru seyirtirken bir de ne duyayım? "turan güneş'ten kaç numara geçer?" ben ne dedim? "turan güneş'ten geçen otobüsler burdan geçmez!" ama turan güneşten geçen tüm otobüsler de o duraktan kalkıyordu. binince hatırladım tabii o ayrı.

daha yakın geçmiş zamanda olan bir diğer şey de yaşlı bir teyzenin amerikan büyükelçiliğinin konumu sorusuna verdiğim yanıttı: "don't turn! go straight!" o muhteşem ingilizcemle bir kişiyi daha ankaralılığımla yanılttım. zira amerikan büyükelçiliği dümdüz giderken değil sağdan 2. sokaktan sapıncaydı.

bunun ankaralılıkla ne ilgisi var diyecekseniz. deyin deyin çekinmeyin. ankarada ne zaman gideceğim yolu tarif etmelerini rica etsem alakasız bir şey tarif ediyorlar. ne zaman bu konuyu açsam da bana hak veren 3-5 kişi çıkıyor. diyeceğim odur ki; yaşasın google map!

07 Temmuz 2008

bazı cevapların hayata yayılması gerekiyor. evet.

eski sevgiliyi başka kollarda görmek

midede çeşitli atraksiyonlar oluyormuş gibi tuhaf tuhaf, anlamsız, tanımsız şeyler hissedilmesidir. yukarı doğru yürüyen merdivende aşağıya inmeye çalışan bir çift gördüm, normal bir çift görsem zaten dikkatimi çekmez, elele kolkola, onun eli belinde diğerininki berikinin kıç cebinde derken aydım ki o eski sevgilim! aman allahım şerefsize bak daha kaç ay oldu bre diye içimden içimden söyleniyorum, bir ateş bastı beni, asfalyalar attı gitti zaten. bi ömürlük süre geçti sanki, gözleri iyicene yumup tekrar açtım ki ayrılık sonrası herkesi eski sevgili sanma sendromuymuş, metronun altındaki camiye gidip iki rekat namaz kılıp şükrettim.

03 Temmuz 2008

başlıksız yazı

Ah kaptanseverler,

geçenlerde şeytan tırnaklarımı yerken kendi suretimle karşı karşıya geldim. aynada kendini güzel bulan ve ayna karşısında saatler geçiren, eline saç fırçası alıp şarkı söyleyen dişilerden değilim. buraya kadar anladın sen beni. bunun üzerine günlerce düşünüp (ki kendi blogum değil mi, bi ipucu daha vereyim, ben en ufak şeyi günlerce düşünürüm, bakkaldan ekmek alırken ne diyeceğimi çok düşündüğüm için iftarı kaçırdığım bile olmuştur ahahah) kuaföre gittim. bu arada kuaföre ne diyeceğimi de bilmiyorum. manikür için gelmiştim cümlesi bir anda gözüme sempatik geldi.

neyse efenim, kısaltiyim mi dedi manikürcü abla. tamam dedim. böyle kerpeten gibi tuhaf bi makas getirdi, çaat çat kesiyor tırnakları. sonra böyle kafam kadar bi törpü. tırnak törpüsü desem evdeki törpü bana alınacak, bunun da farkındayım (farkındalık düzeyim de yüksektir hani). kıtı kıtı törpüledi tırnakları ama nasıl rahatsız oldum anlatamam. tırnak değil benim ki toynak sanki. öyle bi yüzle bakıyorum fashion tv'ye (kuaförlerde ya kral tv ya fashion tv açıktır bilirsiniz). manikürcü abla benden nasıl tiksinip sıkıldıysa artık, ellerinizi bi rahat bırakır mısınız diye çıkıştı. "anam!" dedim, sen önce benim ellerimi rahat bırak öyle konuş yarrrr..k. tövbe yarabbim. sonra neyse dedim, güzelliğin bedeli yüksek diye bi şey duymuştum kurstaki kızlardan. bunu kendime söyledim. telkin edicem ya kendimi. bi yandan da cırcır konuşan bi kızın saçına fön çekiyorlar. gürültüyü düşünebiliyor musunuz? durun düşünmeyin ben size anlatayım. '^%+%^+ böyle bi şey. animelerde karakterler aniden sırıtır, alınlarında bi damla ter belirir ya, ifadem o. ne renge boyayım dedi. oy kınalı kuzu olucam, bu oje renkleri numarayla değil mi lan, ne diycem ben şimdi? dur en iyi yol bildiğin yoldur. "rakı beyazı olsun ya, evet, öyle olsun" dedim. oje dediğin on dakkada kurur de mi? yani ben öyle biliyordum ama manikür parasını uzatırken anladım ki öyle değilmiş. gitti güzelim rakı beyazı.

Kendimi at gibi hissederek çıktım kuaförden. toynaklarıma baktım. dakikalarca baktım. manikür işleri evlerden ırak. arka toynaklarımı törpületmeye gittiğim başka bir blog yazısında görüşmek üzere. esen kalın e mi?

kimler geldi sorma sakın kimler geçti, hiçbirisi senin kadar sevilmedi